21 Haziran 2012 Perşembe

Aaahhh bu romantizm...

Bu yazımda hasetimden çatlayarak yaptığım iki çalışmadan bahsedeceğim size... İki erkek arkadaşımın kız arkadaşları için yapmamı istedikleri hediyelerden... İsimleri veremiyorum maalesef deşifre etmemek için arkadaşlarımı :)))

İlki çok sevimli bir salon resmi, evimiz olursa ona asarız düşüncesiyle yapılan :) Önceleri resim biraz karışık gibi gelmişti ama bittikten sonra hepimiz çok sevdik. Çok zarif ve naif bir pano oldu. Zaten bunu yaptığım arkadaşım da çok naif bir insan, dolayısı ile seçtiği kişinin de bu panoyu seveceğine inanıyorum. Güle güle kullansın hediye edilen sevgili, gözümüz yok :)






İkincisi ise şirketteki arkadaşlarımla birlikte bizi bizden alan bir çalışma oldu :) Neden mi? Tamam arkadaşım anladık seviyosun, düşüncelisin, sevgiline böyle ince bir hediye yapmamı istiyorsun, hepsini anladık da, o şiir nerden çıktı şimdiiiiii???? :))) Bu şiiri de içine alan bir kitap kutu istiyorum diye çıktı karşıma sağolsun arkadaşım... Ama rengi de mor olacakmış, kız arkadaşı öyle severmiş... Ama daha talepler bitmediii... Bir de daha önce yaptığım kitap kutunun mor renklisi olacakmış onunkisi.. Nasıl yapayım ben onu, resmin rengini değiştirmeyi bilmiyorum desem de dinlemedi beni ve sağolsun photoshop yapmayı öğrenmemi sağladı :))) Bir de bu kutuyu boyarken degrade boyamayı öğrenmeye çalıştım, tam istediğim sonuç olmasa da degradeye benzer birşeyler oldu işte :)

Sevgili bayan arkadaşlarım; ortaya çıkan sonuç "ama bana neden böyle hediyeler gelmiyor?" sorusunu isyanla sorduracak denli sinir bozucu, resimlere bakmadan şimdiden söyleyeyim :)










Madem oldu, bari suyunu çıkaralım diyerekten bir de böyle bir paket yaptık hediyeye :)



Güle güle, sevgi ile kullansınlar hediyelerini inşallah... Herkese sevgiler... 



15 Haziran 2012 Cuma

Mutluyum, Mutlusun, Mutlu...

Enteresan bir başlık oldu değil mi? :) Ama yazımı okudukça manidar bir başlık olduğunu anlayacaksınız :)

İşten bir arkadaşım Hakan.. Gayet nev-i şahsına münhasır, sessiz gibi görünen ama tek bir lafı ile kitleleri kahkaha krizlerine sokan, aşık diye nitelendirdiğimiz, doğuştan kanında extacy (mutluluk hapı) bulunduğuna inandığım, enteresan arkadaşım benim :)

Bir de Hakan'ın çok sevdiğim eşi Mutlu var :) İsimden başlığın hakkını vereceğimin sinyallerini anlamışsınızdır herhalde :)

Hakan, daha önce Ece Hanım'a yaptığım saati çok beğendi, bana da bunun gibi bir saat yapar mısın, eşime hediye etmek istiyorum dedi.. Ben de aynısı olmasın bari dedim, oturdum birşeyler tasarladım.

Sonra bu tasarımı kabataslak resimleri koyarak Hakan'a göstereyim de beğendiği bir şey olsun dedim. Gönderdim maille çizimi, "süpersin Duygu harika olmuş, merakla bekliyorum bana ulaşmasını" diye gayet normal bir cevap vermiş, beni şaşırttı sağolsun. Şimdi Hakan'ı tanımayanlar "normal" dememin nedenini tam anlamamıştır, hemen açıklayayım; kendisi "anormal" cevaplarıyla ünlüdür çünkü :)

Ama şaşkınlığım kısa sürdü... Telefonum çaldı, karşıda Hakan... "Duygu, ben sana olur dedim ama bir daha açtım baktım olmamış, soldaki tavuğun poposu sağdakinin elindeki civcivi kapatmış, yazık hayvana" demez mi :))))) Hakancım o sadece bir taslaktı, böyle birşeyler olsun mu diye çizim yapıp sana gönderdim, tabii ki öyle olmayacak diyince de asıl bomba geldi; "Haaaa, ben bitirdin de fotoğrafını gönderdin sandıııım" :))) Ayyy aslında Hakan'ın bombalarını anlatsam blogda en az bir 15 yayın filan olurdu :))

Neyse velhasıl kelam, sevgili Mutlu için, harıl harıl çalışan tavukların süslediği bir saat yaptım. Mutlu'nın fişek gibi bir oğlu olduğundan hayatı nefes nefese geçiyor, o yüzden böyle bir konsept oluşturayım kendisine dedim :)



Güle güle, güzel günlerde kullanmanız, baktıkça beni hatırlamanız dileği ile... Sevgiler

14 Haziran 2012 Perşembe

O mu olsun, bu mu olsun?

Çalışmalarımı gören arkadaşlarım sağolsunlar, kendileri için birşeyler yapmamı isteyerek kendimi geliştirmeme büyük katkı sağlıyorlar :) Bu arkadaşlarımdab biri de sevgili Ece Selçuk... Bu hafta Ece Hanım için yaptığım çalışmaları paylaşmak istedim sizinle...

Ece Hanım benden mutfağı için bir tablo ve saat yapmamı istedi. İstemesine istedi de, kendisi çok kararlı (!) bir insandır, resimleri seçtiğimiz günü görmeniz lazımdı :) Ece Selçuk'tan seçmeler;

- Ayyyy Duygu karar veremedim o mu olsun bu mu olsun?
- Aslında bu da çok hoş, napsam ki?
- Sence bunu yapsak olmaz mı Duygu?
- Yok yok  ben baştan beri bunu beğenmiştim zaten, bu olsun.
- Yoksa olmasın mı?
- Duygu karar veremiyorum yaaa sen yap işte bişeyler.
- Tamam tamam kesin bu, kararımı verdim.
- Ay öyle dedim ama öbür resme de bir daha baksak mı acaba?
.
.
.
.

:))))Böööööyle uzadı gitti. Bu arada da iş yerindeyiz... Neyse sonunda ben bari karar vermede yardımcı olsun diye çıktı aldım alternatifleri, seçelim burdan dedim. Noldu dersiniz? En son odaya girdiğimde Ece Hanım bizim odada asmış duvarlara bütün alternatifleri, müdürüme danışıyodu hangisi olsun diye :)))))) Ne desem bilemedim tahmin ettiğiniz gibi:)

Ama neyse ki sonuç olarak resimlerde karar kılabildik. Ortaya bunlar çıktı işte :)


Bu arada bu resmi atölyeyi ziyaret ettiğimde sevgili Ece yamer'den almıştım, iyi ki de almışım :) Biraz tahtadaki yazıyla oynadım sadece ama kabartma için çok uygun bir resim...




Bu da sevgili saatimiz :)







Güzel günlerde kullanmanız dileği ile Ece hanım. Herkese sevgiler...








5 Haziran 2012 Salı

Nice Mutlu Yıllara Sevdiklerim...

Çok sevdiğim iki arkadaşm Sedat ve Mihriban'ın doğumgünleri vardı 31 Mart ve 1 Nisan'da... Ben de onlara bu sefer el emeğim olan birer hediye yapmak istedim.

Sedat; daha önceki yazılarımdan birinde de bahsetmiştim, hayatımın önemli mihenk taşlarındandır.. Üniversite yıllarımdaki dostluğunun yanısıra, Kemal'le tanışmama da vesile olan, anlayacağınız hayatımın, kaderimin gidişatıdını belirleyen insanlardandan biri benim için... Onunla yaşanan birçok anımız vardır, tanışmamızın ardından hemen her ânımızdan haberdarızdır. Bir de kendisi bir anı çöpçüsüdür :) Ne varsa yaşanan, bir kanıtını bi taraflarda saklar sağolsun :) En son Tuba (Sedat'ın eşi) geçenlerde bir kutu bulduğunu, içinden geçmişe dair inanaılmayacak kadar çok şey çıktığını da anlatınca, kararımı verdim... Bir anı sandığı yapmak iyi bir fikirdi...

İlk ve önemli aşama, fotoğrafları nerden bulacatım... Bu  da soru mu yani? Tabii ki Tuba'dan :) Bir kadın dayanışması örneği sergileyerek kısa zamanda önemli, değerli bir çok âna dair kareler bulduk :)

Sandığın şekline ve zemin rengine de Tuba'yla karar verdik ve mor sandık çalışmalarına başladım. O kadar büyük bir parçayı ilk defa boyadığım için başıma gelenleri görmeniz lazımdı :) Tahmin edebileceğiniz üzere heryer mora bulandı :) Neyse çok şükür sonunda boyama işlemi bitti, resimleri tek tek yapıştırdım ve sandığı tamamladım. Tamamladım da olmadı gibi sanki, içime sinmedi, sanki birşeyler eksik kaldı... Kemal'e sordum nasıl diye, böyle yarım ağız bir "himmm güzelmiş" dedi o da.. N'apsam n'apsam derken, resimlerin etrafına gümüş rengi bir bordür olabilir diye düşündüm ve her bir resmin etrafına gümüş rengiyle fırça darbeleri yaparak bordür çizdim... İşte o zaman, "budur" dedik ikimiz de ve sandık bu sefer "gerçekten" tamamlandı. Şimdi gümüş bordürler olmadan bir fotoğraf olmadığı için size tam tarifleyemiyorum ama sandık bordürden sonra evrim geçirdi inanın bana... İşte Sedat'ın anı sandığı... Daha nice güzel anıları biriktirerek sandıkları doldurup taşırırız inşallah arkadaşım :) Nice güzel, mutlu yıllara...










Gelelim Mihriban'a...Mihriban'la işe beraber başladık. Öyle basit bir iş arkadaşlığı bekliyorsanız külliyen yanıldığınızı söylemekle başlamalıyım :) İşe başladıktan kısa bir süre sonra samimiyet hat safalara çıkmıştı zaten. Onun evi İstanbul'daki evim olmuştu evlenmeden önce. Bir ara kiraya, faturalara ortak bile olmayı düşündüm desem yeri yani :)

İlk dibe vururcasına aşkı aynı anda yaşadık Mihriban'la. İş yerinde olmamıza rağmen birbirimizin omzuna yaslanarak katılırcasına ağladık.. Garip gelecek ama bizim bir şarkımız bile var :) Sezen Aksu, İkili Delilik... Aşk acılarımızı yaşarken ortak paydamız olmuştu o şarkı... Şu anda bu yazıyı yazarken de bu şarkıyı açtım, dinliyorum mesela... (Bak o günleri hatırlayınca yine mavi mont geldi aklıma Mihraban, nasıl hakkımı yedin ve vermedin o montu bana hala inanamıyorum, habuki anamın ak sütü gibi helal olacak bir gayretle kazanmıştım ben onu :)))))

Şimdi aynı işyerinde değiliz ama hiç kopmadık Mihriban'la. Sabahları bir günaydın demesek birbirimize içimiz rahatlamaz :) Uzun aralıklarda da olsa (malesef uzun aralıklar), genelde yemek için buluşuruz ve ben 8 senedir Mihriban'ı tanıyorum, daha hiç aynı yere gitmedik yemek için :) Kendisi bir İstanbul fatihi olduğundan, %90 öneriler ondan gelir. Daha da hiç yanılmadı, hep enfes yemekler yemişizdir :)

Velhasılı kelam, Mihriban bir başkadır benim için.. Kitap okumayı çok seven canım arkadaşıma bir kitap kutu yapayım istedim.. Kitap kutu olacağı tamamdı da, resim ne olacaktı? Aradım, taradım, tam bir ay içime sinen bir resim bulamadım... Sonunda bir resim seçtim ve napıyım bu olsun artık dedim. İşteyim, akşam eve gidince yapacağım kutuyu.. Noldu dersiniz? Ece Aymer sitesinde resim hediye etti ve resmin altında "bu resim bir kitap kutu için harika olur" yazıyordu:))) Bu kadar olur... Hemen çıktıları aldım ve iki günde bitirdim kutuyu... İşte resimler...

Dostluğumuz hiç bitmesin, hep sırdaşım ol inşallah canım arkadaşım...








Herkese sevgiler....

Blogum kaç kez görüntülendi?

e-posta ile takip edin (Follow by Email)

İzleyiciler

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...